BalkanForum - das Forum für alle Balkanesen
Erweiterte Suche
Kontakt
BalkanForum - das Forum für alle Balkanesen
Benutzerliste

Willkommen bei BalkanForum - das Forum für alle Balkanesen.
Seite 108 von 115 ErsteErste ... 85898104105106107108109110111112 ... LetzteLetzte
Ergebnis 1.071 bis 1.080 von 1150

Muhammad (saws) - das Siegel der Propheten

Erstellt von AlbaMuslims, 15.03.2012, 16:47 Uhr · 1.149 Antworten · 45.031 Aufrufe

  1. #1071
    Avatar von Pasul

    Registriert seit
    05.03.2012
    Beiträge
    278
    Zitat Zitat von FindeFriedenImHerzen Beitrag anzeigen
    Protokollieren und wegschicken ... Du glaubst auch alles vom Hören und Sagen was?

    1)Der "Dajjal" ist keine Figur oder Kreatur aus nem Science Fiction Film.
    2)Wir glauben nicht an einen Geldgierigen Mahdi. Mit Reichtum ist Wissen gemeint nicht Geld, nicht Gold, nicht Aktien. Wissen.
    3)Das Juden und Christentum wird es geben solange Allah es will. Seit wann soll es vernichtet oder degradiert werden? Hinduismus, Buddhismus, Zorastrier und sogar Atheisten wird es geben solange Allah es will. Deine Weltvorstellung ist, tut mir leid es sagen zu müssen, sehr perfide. Du glaubst wenn der Messias kommt wird es nur den Islam geben was? Was ist mit dennen, die nicht wollen? Wird ihnen der Glaube zwangsmäßig aufgetragen? Werden die, die nicht wollen getötet? Welche kranke Vorstellung habt ihr vom Islam?
    1. Was ist er dann ?
    2. Abū Hurayrah berichtet, dass der Gesandte Allahs (saws) sagte: „Das Vermögen wird sich mehren, bis keiner mehr etwas davon annimmt“. [Bukhārī]

    ʿAuf bin Mālik berichtet, dass der Gesandte Allahs (saws) sagte: „Sodann wird es eine Vermehrung des Vermögens geben, bis man einem Mann 100 Dinār gibt und er dennoch unzufrieden bleibt.“ [Bukhārī]

    Hier wird deutlich gesagt, dass es sich ums Geld handelt.

    3. Der Islam wird siegen und Isa a.s. wird mit der Sharia herrschen. Beweise hierzu Folgen inshaAllah ..

  2. #1072

    Registriert seit
    14.08.2011
    Beiträge
    1.749
    Wo ist eigentlich Albamuslim hin, immer noch im trainingslager in Afghanistan ? und Muhaxher ist auch nicht zum Dawa erschienen mhh

  3. #1073
    ibo

    Registriert seit
    18.04.2012
    Beiträge
    292
    Zitat Zitat von Zanli Beitrag anzeigen
    Wo ist eigentlich Albamuslim hin, immer noch im trainingslager in Afghanistan ? und Muhaxher ist auch nicht zum Dawa erschienen mhh
    wusstest du, dass atatürk latent homosexuell war?

  4. #1074

    Registriert seit
    14.08.2011
    Beiträge
    1.749
    Zitat Zitat von ibo Beitrag anzeigen
    wusstest du, dass atatürk latent homosexuell war?
    Jemandem Homosexualität zuzuschieben, bedeutet meist seine eigene zu verbergen

  5. #1075
    ibo

    Registriert seit
    18.04.2012
    Beiträge
    292
    Zitat Zitat von Zanli Beitrag anzeigen
    Jemandem Homosexualität zuzuschieben, bedeutet meist seine eigene zu verbergen
    ich krieg bei männern keinen hoch, diese erfahrung habe ich schon hinter mir. aber das atatürk homosexuelle neigungen hatte, das ist dir sicherlich nicht entgangen?

    "Atatürks Frau Latife hat Atatürk einmal erwischt, als er mit einem Mann in Geschelchtsverkehr war. Danach liess sie sich von ihm scheiden." Quelle: Hayat ve Hatiratim, Riza Nur 4. Band Seite 1357

  6. #1076

    Registriert seit
    14.08.2011
    Beiträge
    1.749
    Zitat Zitat von ibo Beitrag anzeigen
    ich krieg bei männern keinen hoch, diese erfahrung habe ich schon hinter mir. aber das atatürk homosexuelle neigungen hatte, das ist dir sicherlich nicht entgangen?
    Ingiliz yavsagi erzähl das deinem Riza der nach dem Attentat versuch auf Atatürk nach Frankreich geflüchtet ist

  7. #1077
    Avatar von Katana

    Registriert seit
    04.06.2011
    Beiträge
    3.543
    Zitat Zitat von Zanli Beitrag anzeigen
    Ingiliz yavsagi erzähl das deinem Riza der nach dem Attentat versuch auf Atatürk nach Frankreich geflüchtet ist . Achja dein Muhammed der phädofile bastard hatte ne 8 Jährige
    Zanli, halt deine Fresse. Gerade wo du mir sympathisch wirst lässt du so einen Spruch los du dreckiges respektloses Arschloch. Die einen sagen Du bist kein Türke, nach diesem Spruch bist du nicht einmal ein Mensch für mich. Deine Familie und da bin ich mir sicher, würden sich egal ob gläubig oder nicht für diesen Spruch von dir zu Grund und Boden schämen. Pislik.

  8. #1078
    Avatar von Katana

    Registriert seit
    04.06.2011
    Beiträge
    3.543
    Atatürk war nicht schwul, dass war eine persönliche Abrechnung von Riza Nur mit Atatürk, mehr nicht.

    İsmail Bostancıoğlu
    Rıza Nur ve Atatürk
    Milli Mücadelemiz pek çok tartışmaya sahne olmuştur. Atatürk’ün önderliğindeki Türk Milleti’nin Batı emperyalizmiyle olan çatışması kadar, gerek Padişah Vahdettin’le, gerek İstanbul hükümetleriyle, gerek İttihatçılarla, gerekse de mücadelede yer almış diğer insanlarla çatışmalar bunlara örnektir. Kimi mücadele yöntemleri konusunda, kimi mandacılık meselesinde, kimi saltanatın ve hilafetin kaldırılması konularında Atatürk’le karşı karşıya gelmiştir. Bu isimlerin bazıları zamanla tasfiye olmuş, bazıları daha sonra Atatürk’e karşı siyasal mücadeleye girmiştir. Hatta tartışmalar ve düşmanlıklar Atatürk’e suikast düzenlemeye kadar gitmiştir.
    Bunların yanında bir de Dr. Rıza Nur örneği vardır. Rıza Nur Osmanlı Meclisi’nden, Ankara Meclisi’ne uzanan siyasi hayatında Ankara hükümetinin ilk Maarif Bakanlığını, daha sonra da Sağlık Bakanlığını yapmıştır. Moskova ve Lozan Antlaşmaları’nı imzalayan heyetlerde de bulunan Rıza Nur, yaşamında Atatürk’e karşı ciddi bir muhalefette bulunmamıştır. Daha sonra ise yurtdışına çıkmış ve hatıralarını yazmaya başlamıştır. Rıza Nur, bu hatıralarında Atatürk hakkında ipe sapa gelmez iddialarda bulunmuştur. Bu iddialar daha sonra Atatürk’e ve Cumhuriyet’e karşı mücadele edenlerce kullanılmıştır. Ortaya atılan bu iddialara gereken yanıtlar verildi, ancak Rıza Nur’un gerek Milli Mücadele öncesinde, gerekse Milli Mücadele’den sonra yaptıklarını incelemek gerekli. Rıza Nur’un siyasi bilançosu, onu savunanların gerçek yüzünü de ortaya koyacaktır.
    Bugün Rıza Nur’u kimlerin ön plana çıkarttığı, Rıza Nur’un işlevini ortaya koymakta. Türkiye’de Atatürk’le ve Cumhuriyet’le kavgalı olan kesimler Rıza Nur etrafında birleşmekte. Bu kesimler ırkçı ve İslamcı bir milliyetçilik anlayışını savunanlarla gericilerden oluşmakta.
    Nihal Atsız’ın Savunduğu Rıza Nur
    Irkçılığın önderlerinden Nihal Atsız, Rıza Nur’u savunmaktadır. Rıza Nur, Nihal Atsız’a göre Ali Suavi, Süleyman Paşa ve Ziya Gökalp’le birlikte Türkçülüğün önderlerindendir. Hatta Rıza Nur ameli ırkçılık yapmaktadır. Atsız’a göre Nur, “mutedil bir Türk ırkçısıdır.” Nihal Atsız, Rıza Nur hakkında şöyle yazmaktadır:
    “Rıza Nur hem siyasi, hem fikri, hem de ameli Türkçülük yapmıştır... Yani Maarif ve Sıhhıye Vekillikleri sırasında Türk olmayan unsurları çıkarmış, bütün memurları öz Türklerden seçmeye çalışmıştır.”
    Yalnız Atsız’ın atladığı bir nokta var. Rıza Nur aynı zamanda Türklere karşı Arnavut isyanını kışkırtmış birisidir. Hatta hatıralarında bununla övünmüştür. Buna rağmen Atsız, Rıza Nur’u savunmakta bir sakınca görmemektedir. Çünkü Atsız’ın savunduğu ırkçı fikirlerin güçlenebilmesi için, Atatürk’ün ifade edip somutlaştırdığı milliyetçilik anlayışının ortadan kalkması gerekmektedir. Atsız, Atatürk’ün milliyetçilik anlayışının üzerine çıkamamakta. Ancak Atatürk’ü kötüleyen örnekleri ön plana çıkartarak kendi fikirlerinin güçlenebileceği bir zemin yaratma amacı peşindedir.
    Benzer şekilde Ülkü Ocakları gibi kurumlar da Rıza Nur’u savunabilmektedir. Atatürk’ü küçümseyerek ırkçı ve Türk-İslamcı anlayışı savunan bu kesimlere göre, Rıza Nur ne yaptıysa Türklük için yapmıştır.
    Rıza Nur Türklüğe Karşı Çıkıyor
    Rıza Nur’un politik hayatında önemli bir yer tutan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’ndayken giriştiği en büyük iş Arnavutluk isyanıdır. Şeriatçılık ve liberalizmin birleştiği parti, siyaseten de Türklük karşıtıdır. Zamanla kendisini Türkçü ilan edecek ve ırkçılık yapacak olan Rıza Nur ise o zamanlar Türklüğe karşı çıkmaktadır. Rıza Nur bu durumu şöyle ifade etmektedir:
    “Nitekim Türklük meselesini ve bütün unsurların milli galeyanlarına sebep olacak bir ayrılık ve karışıklık alameti olur korkusuyla açmaya cesaret edemiyorduk. Bu fikirlerde ne kadar haklı imişiz ki, olaylar ispat etti”.
    Bir başka makalesinde de Rıza Nur benzer fikirleri savunmaktadır:
    “Madem ki, kavimlere bir lisanın anadil gibi kabul ettirilmesi için siyasi hükümranlık ile beraber o lisanın da çağdaş ihtiyaçlara yeterli derecede edebi ve medeni servete sahip olarak mahalli lisanları istila edecek üstünlüğü şarttır. O halde Türk dili yerine Arap dili kabul edilmiş olsaydı bugün Osmanlı vatanı dahilinde, zannımca, herkesin anadili Arapça olacak ve bütün millet fertleri bir dile sahip olacaktı. Ne olacak, bir vatan ehlinde ortak bir lisan olsun da, Türkçe olacağına varsın Arapça olsun”.
    Rıza Nur açık açık Türklüğe karşı Osmanlılığı, Türkçeye karşı da Arapçayı savunmaktadır. Yalnız bununla da kalmamakta, Türklüğü bölücü bir siyaset olarak nitelendirmektedir. Türklüğe karşı alınan bu tavırlar bir yana dursun, Rıza Nur ve diğer İtilafçılar Yunanlılarla konfederasyonu akıllarına getirebilmektedirler. Aynı anlayışla, partinin merkez komitesinde Rumlara iki kişilik bir kontenjan da bırakılmıştır.
    Arnavut İsyanı Örgütleyen Bir Mebus
    Rıza Nur gibi Meşrutiyet politikacıları milliyetçiliğe karşı çıkıp, Osmanlıcılığı savunadursun, milli ayaklanmalar başlamıştır. Özellikle Balkanlar’da ayaklanmalar birbiri ardına gelişmektedir. Bunlardan birisi de 1912’de çıkan Arnavut isyanıdır. Burada “Osmanlıcı” Rıza Nur, Arnavut isyanının destekçisi olarak karşımıza çıkacaktır. İsyancı Arnavutların önderleri Priştinalı Hasan, Necip Draga, Yakovalı Rıza ve İsa Bolatin’in İstanbul ile irtibatını ise Rıza Nur sağlamaktadır.
    Rıza Nur bunu “Sinop’ta sürgün bulunan Yakovalı Rıza Bey’le görüşmüş ve Arnavutluk’
    ta hükümeti devirecek bir ayaklanma yapılması için kendisiyle karar vermiş ve besaslaşmış idim.” diyerek kabul etmektedir. Benzer şekilde hatıralarında da “Zalemeye karşı isyan haktır ve kahramanlıktır. Arnavutlar o vakit bu devletin tebaası idi. İstiklal veya bir düşman namına isyan etmediler. Devleti İttihatçılardan kurtarmak için isyan ettiler.” açıklamasıyla isyandaki rolüyle gurur duymaktadır. Arnavut ayaklanmasıyla ve Trablusgarp’ta İtalyan işgaliyle uğraşan Osmanlı’nın durumunu fırsat bilen Balkan ülkeleri teker teker ayaklanacaktır.
    Arnavutluk ayaklanmasıyla birlikte Rıza Nur ve İtilafçılar hükümete karşı bir de “Halaskar Zabitan” adında bir grup askerin ayaklanmasını da örgütlemişlerdir.
    İşin bir başka noktası Rıza Nur’un Milli Mücadele’ye katılmış Addülhalik Renda Bey ile aralarında geçen bir polemiktir. Atatürk’ün Nutuk’ta da yer verdiği diyalog Rıza Nur’un kişiliğini anlamak açısından öğreticidir. Meclis’te Rıza Nur, Abdülhalik Bey’e ithafen Yanyalıların Türklüğünden şüphe edici ifadeler kullanmıştır. Abdülhalik Bey dayanamayarak söz almış ve “Ben... Yanyalı dedikleri adam, Türklük için Arnavut isyancılarına karşı elimde tüfek savaşırken, sen Hürriyet ve İtilafçı Rıza Nur, Arnavutları devlete karşı isyan ettirenlerle beraberdin” diyerek Rıza Nur’u susturmuştur. Falih Rıfkı Atay, bu cevap karşısında Rıza Nur’un dilinin tutulduğunu ve cevap veremediğini söylemektedir. Atatürk de Nutuk’ta bu olayı “Gerçekten Rıza Nur Bey’in siyasal yaşamında bir çok savaşımlara katıldığı biliniyordu. Bu durumu, ulusçu olarak, Büyük Millet Meclisi zamanında kendisine görev ve çalışma alanları gösterilmesine engel sayılmamıştı. Ama, Türklerin Rumeli’den çıkarılması gibi, her Türk’ün yüreğinde sonsuz ve onulmaz bir acı yaratan büyük yıkım zamanlarında, aşırı ulusçu Rıza Nur Bey’in Arnavut isyancılarla birlikte, Türklere karşı çalıştığını bilmiyorduk. Bu anlaşılınca, Büyük Millet Meclisi’ni büyük ve gerçek bir şaşkınlık kapladı” diyerek ifade etmektedir.
    Rıza Nur, Atatürk’ü küçümseyerek bir yandan ırkçı fikirleri savunup, bir yandan da Kıbrıs’ta ve Kuzey Irak’ta Türk’ün menfaatine karşı politika izleyenlerin öncüsüdür. Kendisi de aynı şekilde zamanla koyu Türkçü nutuklar atacak, ama bir yandan da Balkanlar’da Türklere karşı savaşacaktır. Aynı Rıza Nur daha sonra da Milli Mücadele’yi pasifize etmek için İngilizler ve Vahdettin tarafından görevlendirilecektir.
    Şeriatçıların Rıza Nur’u
    Aynı şekilde şeriatçılar da Rıza Nur’u sahiplenmektedir. Ülkemizde “Kanlı Pazar”ların tetikleyicisi olan Amerikancı Mehmet Şevki Eygi, Rıza Nur’un samimi bir Türkçü olduğunu ve Tekin Alp’in tam karşısında yer aldığını belirtmiştir. Eygi, Kemalizmin safında yer alan Tekin Alp’e karşı Rıza Nur’u ön plana çıkartmaktadır. Bu sayede hem Atatürk, hem de Atatürk milliyetçiliği anlayışı hedef almaktadır. Atatürk’ün temsil ettiği laik milliyetçilik yerine Saltanatçı bir anlayışın zeminini güçlendirmeye çalışmaktadır.
    İslamcı ve muhazakar bir anlayışı temsil eden Büyük Birlik Partisi’nden, Abdurrahman Dilipak’a kadar uzanan bir kesim de Rıza Nur’u sahiplenmekte. Şeriatçıların, zamanında saltanatın kaldırılması için Meclis’e önerge veren Rıza Nur’u savunmasının tek bir anlamı var, o da Rıza Nur’un Atatürk’e olan hakaretleri. Şeriatçılar bu hakaretler ve iddialar üzerinden Atatürk’e saldırmak için Rıza Nur’u ön plana çıkartmaktadırlar.
    Rıza Nur’un hayatı ve mücadelesi incelendiğinde aslında hiçbir siyasi akımın destekleyemeyeceği pek çok yönünün olduğu açık bir şekilde ortaya çıkıyor.
    Rıza Nur Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’yi yüzbaşı olarak bitirerek Gülhane Hastanesi’nde staja başlamıştır. Asistanlığı sırasında özellikle Alman öğretim üyelerinin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Diecke (Dayka) Paşa’nın dikkatini çekmekle övünür Rıza Nur. Dayka Paşa’nın asistanı olan Nur’a göre Osmanlı’ya tıp bilimini getiren Almanlardır. Tıp alanında hayran olduğu Almanlar da Rıza Nur’dan memnundur. Hatta istemediği tayinleri iptal ettirecek bir noktaya kadar varmaktadır bu ilişki. Rıza Nur’un Yemen’e tayini çıkar. Ancak bu tayini engellemek için bırakın Gülhane’nin Alman hocalarını, Alman Sefiri von Bierberstein araya girmiştir. Rıza Nur’un kendi deyimiyle o dönemde “Tıbbiye Mektebi Fransız, Gülhane ise Alman taraftarı ve partisi”dir. Rıza Nur burada Alman sefirinin bile gözüne girmeye başlamıştır.
    Rıza Nur İngiliz Müdahalesi İstiyor
    Her ne kadar Almanlar Gülhane’de ve Rıza Nur üzerinde etkili ise de, o dönemde esas olarak İngiliz hayranlığı ön plana çıkacaktır. Tıbbiye üçüncü sınıfta iken okulda dayak atılmasına karşı isyan eden öğrencilerin eylemi bunu açık olarak yansıtmaktadır. İsyan eden öğrencilerin akıllarına okula İngiliz bayrağı çekmek gelmektedir. Böyle bir ortamda yetişen Rıza Nur’un siyasi deneyimleri de İngilizci olacaktır.
    Bunun örneği Rıza Nur’un Meclis-i Mebusan’ın açılışı için yaptığı eylemde görülmektedir. Bir gün gazetede Meclis’in açılacağını okuyan Rıza Nur bunu garantiye almak için kendi çapında bir eyleme girişir. Evinden çıkar koşa koşa Tıbbiye’ye gelir. Kendisi bu sırada Tıbbiye’de hocadır. Öğrencilerine konuşma yapar, galeyana getirir ve ertesi gün öğrencilerini hazırlattığı pankartlarla İngiliz Sefareti’ne doğru yürütür. Sefaret’te bir konuşma yapar. Hatıralarında bunu şöyle açıklamaktadır: “İngiltere’ye Türk’ün dostluğunu ve duasını istiyordum. Diyorum ki dünyanın denizlerini İngiliz donanması doldursun sonra da İngiltere Türk’ün hürriyetine yardım etsin temennisiydi”. Hatta bu olayı duyan Fransız ve Alman Sefirleri kendisini yanlarına çağırarak, aynı açıklamayı kendi sefaretlerinde de yapmasını istemişlerdir. Her ne kadar hatıralarında bunu saflık ve cahillik olarak nitelendirse de, Rıza Nur’un hayatının her döneminde bir İngilizcilik göze çarpacaktır.
    İlk siyasi deneyimlerini İngilizci olarak yaşayan Rıza Nur, daha sonra İkinci Meşrutiyet’le birlikte Meclis’e girer. Seçime İttihatçıların listesinden girecektir. Sonra ise İttihat ve Terakki’nin uygulamalarına düşman olan Rıza Nur, önce Ahrar Fırkası’na katılacak, sonra da 1911’de Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın kuruluşuna aktif olarak katılacaktır. Rıza Nur bu durumu İttihatçı Hüseyin Cahit’e şöyle açıklamıştır: “Siz çok ileri gittiniz. Biz de bütün muhalefet kuvvetlerini bir yere topladık. Size mütniş bir helak darbesi inidireceğiz. Maksadımız sizi iktidar mevkiinden atmaktır.” Ancak bu yeni kurulan parti sadece İttihatçı karşıtlığıyla sınırlı bir hareket değildir. Alman yörüngesine oturan İttihat ve Terakki’ye karşı, İngilizlerin güdümünde bir harekettir. Kurucularının içinde İngilizciliğin en büyük temsilcilerinden Damat Ferit de bulunmaktadır.
    Hürriyet ve İtilaf bunun yanında şeriatçıların da yoğun bir şekilde içinde yer aldığı bir yapıdır.
    Milli Mücadeleyi Engellemek İçin Anadolu’ya Gönderilişi
    Rıza Nur, Milli Mücadele’yi engelleme çalışmalarına da katılmıştır. İstanbul’daki Tevfik Paşa Hükümeti, Mustafa Kemal’in önderliğindeki Heyet-i Temsiliye’yi kendine bağlamak için çalışmaktadır. Bunda tabii ki İngilizlerin parmağı vardır. Milli Mücadele’yi engelleyemeyen İngilizler en azından kontrolleri altındaki İstanbul Hükümeti’ne bağlamaya çalışmaktadırlar. Bunun için İstanbul Hükümeti Konya Mebusu Hoca Vehbi, Eskişehir Mebusu Abdullah Azmi, Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal ve Sinop Mebusu Rıza Nur’dan oluşan bir heyet oluşturur ve bu heyeti Mustafa Kemal ile görüşmesi için Anadolu’ya gönderir.
    Rıza Nur bunu “Haydarpaşa’ya geldim. Arkadaşlar hazır. İngilizler bize pis, içi süprüntü dolu bir eşya vagonu verdiler... Ertesi gün İstanbul gazeteleri geldi. Bizim hareketimizi yazıyor ve bize ‘Heyeti Nasiha’ adını veriyorlar”.
    Atatürk bu girişimi sert bir şekilde kınamıştır. Bu heyete çektiği telgrafta “Siz İngiliz aleti, hain-i vatansınız. İstanbul’daki adi hükümetin adamlarısınız... Vatanperverler dağ, taş dolaşarak yaya buraya kaçıyorken siz İngilizlerin treni ile müreffeh buraya geldiniz” diyerek heyete duyduğu tepkiyi belirtmiştir. O sırada Ankara’da bulunan Halide Edip de bu olaya tanık olmuştur. Halide Edip bu olayı “Devlet hizmetinde bulunmuş olan bu tanınmış adamların, İtilaf kuvvetlerinin istekleriyle hareket etmek durumuna düşmüş bir hükümet hesabına böyle bir görevi kabul etmiş olmaları ne acıklı bir şeydi.” şeklinde ifade etmiştir.
    Bir tarafta Türklere karşı Arnavutları ayaklandıran Rıza Nur şimdi de, Milli Mücadele’yi İstanbul hükümetine, dolayısıyla İngilizlere bağlamak için ikna turları düzenlemektedir. Rıza Nur’un İngilizciliği kesintisiz olarak devam etmektedir. Gerek Meşrutiyet mücadelesinde, gerek İtilafçıyken, gerek Balkanlar’da ayaklanma çıkartırken, gerekse de Anadolu’da bozguncu faaliyetlerde bulunurken. Giriştiği bütün hareketler ya son örnekte olduğu gibi doğrudan İngilizler tarafından komuta edilmektedir, ya da dolayı olarak İngilizlerin çıkarını savunmaktadır. Rıza Nur’un bu tavrı değişmeyecektir.
    Gevye Heyetinden Lozan Heyetine
    Gevye’de Mustafa Kemal’le görüşen heyet salıverilmez. Ankara’da kalıp, Ankara Hükümeti’ne girmeleri sağlanır. Bunun sonucunda Rıza Nur Ankara Hükümeti’nin ilk Maarif Bakanı olarak görev alacaktır. Daha sonra ise Sağlık Bakanı olarak çalışacaktır. Heyetin diğer üyelerinden Yusuf Kemal de Hariciye Bakanlığı görevini yürütecektir. Bu isimler daha sonra Moskova ve Lozan Antlaşmalarının Ankara Hükümeti adına imzalanmasında rol oynayacaktır.
    Lozan Görüşmelerine Türkiye’yi hangi heyetin temsil edeceği tartışma konusu olmuştur. Çünkü hem İstanbul, hem de Ankara Hükümetleri çağırılmıştır. Bu durum doğal olarak bir bölünmüşlüğe yol açmıştır. Batılılar da birbirinden farklı iki heyetin bulunmasından faydalanmak istemişlerdir. Bunu engellemek için Ankara Hükümeti saltanatın kaldırılmasını kabul ederek İstanbul hükümetini işlevsizleştirmiştir. Saltanatın kaldırılmasında Rıza Nur’un de payı vardır. Hatta bununla ilgili önergeyi veren odur. Belki bu konudaki atak halinin etkisiyle Rıza Nur Lozan görüşmelerine ikinci murahhas olarak katılmıştır. Ancak Rıza Nur’un görüşmelerde aldığı tavırlarda da tehlikeli bir yönelim ve İngilizci bir yaklaşım görülmektedir.
    Rıza Nur Lozan’a ilişkin hatıralarını kaleme alırken kendisi dışındaki Lozan heyetini kötüleyerek işe başlar. Anılarının ikinci cildi neredeyse baştan sona İsmet İnönü’ye hakaretlerle doludur. Rıza Nur’a göre İnönü korkak, tavizci, kulağı duymayan, kişiliksiz, alavere dalavere çeviren, Yahudilerle düşüp kalkan birisidir. İnönü’nün bu tavizci kişiliğine karşı kendisi cesur ve iyi pazarlıkçıdır. Bunun yanında Rıza Nur kendisini ön plana çıkarmak için siyasi bir kılıf da bulmuştur. Kendisi sadece Türkiye’deki Türklerin değil, bütün Türklerin çıkarını düşünmektedir. Dış Türklüğü bu kadar savunması doğal olarak İsmet İnönü ile çatışmasını doğurmaktadır.
    Bunun dışında Rıza Nur Türk tarafının ve en başta Atatürk’ün taviz vermeye hazır olduğunu ima eder. Bunu şöyle anlatmaktadır:
    “Bizde ne hazırlık var, ne dosya var, hiçbir şey yok. Lord Gürzon gibi bir takım resmi diplomatlar burada. Hem bunların mükemmel dosyaları var. Ne yapacağız. Heyet-i Vekile bize giderken bir içtimada avuç içi kadar bir kağıda sığan talimat verdi. Mustafa Kemal, İsmet beni bir yana çekti, dedi ki ‘Esaslarımız budur, baktınız ki, hatta Trakya’yı alamıyorsunuz, sözlerinden dönüyorlar, uğraşmayın, terkedip sulhu yapın, hatta icap ederse, İstanbul’dan da vazgeçmek lazımdır. Musul için hiç uğraşmayın.’ Mustafa Kemal’in de şifahi direktifi bu.”
    Yani eline silah alıp savaşan Atatürk şimdi tavizci bir tutum almaktadır. Bu tabii ki ciddiye bile alınmayacak bir iddiadır. Bu yüzden tartışılması gereksiz. Zaten şeriatçılar Lozan’ı ve Atatürk’ü yeterince tartışıyorlar. Ancak Lozan görüşmelerinde Rıza Nur’un neleri savunduğu, tavizcinin kim olduğunu ve ortaya attığı iddiaların neye hizmet ettiğini göstermektedir.
    İngilizlere Jandarmalık Teklif Ediyor
    Rıza Nur’un eskiden gelen İngilizciliği kendisini belli konularda göstermeye başlamıştır. Rıza Nur Lord Curzon’la diyaloglarını şöyle anlatıyor:
    “Her görüşte türlü mukaddime ve mükamelelerden Musul’a geliyorum ve; ‘Bunu bize bırakın’ diyorum. Öyle hale geldi ki, pekiyi diyecek gibi. Bir gün ben böyle ısrar ederken umumi politikaya geçti. ‘Ama siz Ruslarla beraberseniz. Nasıl olur?’ dedi. Bu iyi bir ışıktı. Dedim ki ‘Biz daima İngilizler ile dost olmak fikrindeyiz. Türk Milleti sizi sever. Rus’u sevmez. Rus Türk’ün tabii düşmanıdır. Bu vaziyet eskidir ve bugün de değişmemiştir. Harbi Umumi bunu bozmamıştır. Ruslar ile şimdi pek dostuz; fakat sizin kabahatinizdir. Bize bir tekme vurdunuz, Rus’un kucağına attınız. Şimdi dostluk kucağınızı açınız, size koşarız.”
    Rıza Nur daha da ileri gider:
    “... Biz Ruslara karşı sizin için bir müdafaa siperi oluruz. Irak’ta masraf edeceğinize biz size bedava jandarmalık ederiz. Irak size isyan ederse biz size ordu dahi veririz. Panislamizm, panturanizm, bizden çok uzaktadır. Size şarkta dost bir kuvvet lazım. Yunan’ı bu kuvvet yapmak istediniz olmadı. Vukuat size gösterdi ki, Yunan milletinde bu kabiliyet yok. Bu kabiliyet yalnız Türk Milleti’nde vardır. Bu kuvvet ancak biz olabiliriz.”
    Rıza Nur her ne kadar bu konuşmanın Musul’u almak için yapıldığını belirtse de maksadını aşan cümleler kullandığı açıktır. Eğer baş müzakereci İsmet İnönü yerine Rıza Nur olsaydı ve heyet sürekli Mustafa Kemal tarafından kontrol edilmeseydi Lozan Antlaşması kimbilir nasıl kabul edilecekti?
    Rıza Nur benzer bir tutarsızlığı Patrikhane meselesinde de göstermiştir. İsmet İnönü’nün Patrikhane’nin Türkiye’den gitmesi konusundaki baskısını azaltarak, aksi görüşü savunmuştur. Bu yalpalamanın sonucunda Patrikhane Türkiye sınırları içinde kalmıştır. Patrikhane, bugün dahi Türkiye’nin başına bela olmaktadır.
    Atatürk’e Hakaret İçeren Hatıraları
    1926 yılında Fransa’ya geçen Rıza Nur bir süre burada kaldıktan sonra İskenderiye’ye geçer. Bu yurtdışı yaşantısında hatıralarını kaleme alır. Nur’un hatıraları basit bir tarih kaynakçası değildir. Nur, hatıralarında gerek Milli Mücadele döneminde, gerekse de sonrasında yer alan pek çok isim hakkında ipe sapa gelmez iddialarda bulunmuştur. Bu iddiaların en önemli hedefi ise Atatürk’tür.
    Bu durum Nur’un hatıralarını kitaplaştırmasını farklı bir noktaya getirmektedir. Rıza Nur hatıralarını yazarken esas olarak Milli Mücadele tarihinin kendi yaşantısından aktarımını yapmayı amaçlamamıştır. Hatıralar incelendiğinde Nur’un özellikle Atatürk’ten kişisel bir intikam almak için kaleme sarıldığı açık olarak gözükmektedir.
    Rıza Nur belli bir dönemden itibaren Milli Mücadele’nin bir şekilde içine girmiş ve o zamanları yaşamış bir insandır. Böyle birisinin mücadeleyi yöneten önderliği eleştirmesi, varsa eksik yönlerini ortaya koyması normaldir. Ancak, Rıza Nur’un amacı hatıralarını yazarak, Milli Mücadele döneminde yaşanan tartışmaları gelecek kuşaklara aktarmak değildir. Rıza Nur Atatürk’ü eleştirmenin ötesinde, onu doğrudan hedef alarak küçük düşürmek istemektedir. Ayrıca Atatürk’ü küçültürken kendisini ön plana çıkartmayı da hedeflemektedir.
    Rıza Nur, Atatürk hakkındaki bir diğer iddiası Atatürk’ün Milli Mücadeleye katılması ile ilgilidir. Rıza Nur’a göre Atatürk kendi isteği ile mücadeleye katılmamıştır. Nur bunu şöyle ifade etmektedir: “....Görülüyor ki, Milli Kıyam ve hareket binefsihi ve her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır. Bir kişinin değil binlerce kişinin. Mustafa Kemal’in, İsmet’in bunda habbe-i vahide hissesi yoktur. Bu esnada hâlâ Mustafa Kemal meydanda değil. ....Hattâ Mustafa Kemal Anadolu’ya Milli Kıyama iştirak içinde gelmemiştir. Çünkü kendi arzusu ile gitmemiştir. Nefyedilmiştir... Madem ki Mustafa Kemal Anadolu’ya sürgün olarak gitmiştir. Bu işleri İstanbul’da düşündüm, gittim, yaptım iddiası doğru değildir. Demek vatanperver değildir. Hakikat şu ki; Anadolu’ya sürülünce padişahından şahsi intikam almak için Milli Kıyama iştirak etmiştir.”
    Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçmek ölümü göz önüne aldığı ortadadır. Anadolu’ya geçer geçmez de Milli Mücadele, ya da Rıza Nur’un deyimiyle Milli Kıyam için yaptıklarını tekrar etmeye gerek yok. Rıza Nur bir taraftan Atatürk’ü Vahdettin’in Anadolu’ya gönderdiğini öne süredursun, esas kendisi Anadolu’ya İngilizler ve İstanbul hükümeti tarafından gönderilmiştir. Hem de Milli Mücadele’yi İstanbul Hükümetine bağlamak için. Ancak Rıza Nur hatıralarının başka sayfalarında yazdığı bu gerçekleri şimdi unutmaktadır.
    Rıza Nur’un Arkasında İngilizler mi Var?
    Dikkat edilirse Rıza Nur Atatürk hakkında bir eleştiri getirmemektedir. Doğrudan suçlayıcı ve küçük düşürücü iddialar ortaya atmaktadır. Ayrıca Rıza Nur’un ortaya attığı iddiaların hiçbirinin belgesi de yoktur. İddiaların hepsi Rıza Nur’un uydurmalarıdır.
    Bunların dışında Rıza Nur’un Atatürk ile birebir çatışması da olmamıştır. Aynı zamanda Atatürk’ün çatıştığı hiçbir isim Atatürk hakkında böyle iddialarda bulunmamıştır. Atatürk’le doğrudan çatışması olmayan Rıza Nur’un hatıralarında böyle ifadelere yer vermesi ise, hatıraların siyasi bir amaçla yazıldığını ortaya koymaktadır. Rıza Nur hatıralarını yazarken Atatürk başta olmak üzere belli isimleri gözden düşürmek istemektedir. Hatıralarının birinci hedefi Atatürk, ikinci hedefi ise birlikte çalıştığı Lozan heyetidir.
    Rıza Nur’un Atatürk’ü hedef alması ise ya kişisel çekememezlikten kaynaklanmaktadır, ya da Atatürk’e karşı arkasında başkalarının da olabileceği bir komplodur. Özellikle Atatürk üzerinden Milli Mücadeleyi karalamak isteyen güçlerin bir planı olma olasılığı günümüzde de geçerlidir. Bu, Türkiye’deki Atatürk düşmanı çevreler olabileceği gibi, Atatürk’ün mücadele ettiği ülkelerin bir oyunu da olabilir. Rıza Nur’un hatıralarını yurtdışında yazması, hatıralarını British Museum’a bırakması bu tip bir iddiayı güçlendirmektedir. Atatürk döneminin görüşü de bu yöndedir. Rıza Nur için İngiliz ajanı olduğu kanısı güçlüdür.
    İster bir komplo olsun, ister birileri tarafından yazdırılsın, Rıza Nur’un tek bir hedefi vardır, o da Atatürk’ün adını lekelemektir. Bu durum Rıza Nur’un kurmayı düşündüğü partinin programı incelendiğinde daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
    Rıza Nur’un Kuracağı Türkçü Partinin Programı
    Rıza Nur Fransa’da aynı zamanda bir parti programı da hazırlamıştır. Partisinin adını Türkiye’nin Yeni Baştan İhya Partisi olarak koymuştur. Partisi fikir olarak Türkçü, hatta ırkçıdır. Laikliği savunmasına karşın aynı zamanda Halifeliğin yeniden tesisini savunmaktadır. Aynı zamanda Müslümanlık Türkiye’nin resmi dini olarak kabul edilmektedir.
    Ancak esas olan nokta partinin alınmasını istediği tedbirlerde ortaya çıkmaktadır. Rıza Nur’un Atatürk düşmanlığı burada da karşımıza çıkar. Rıza Nur’a göre partinin ilk yapması gereken şey, Mustafa Kemal’i cezalandırmak. İkinci ve üçüncü olarak Atatürk’le işbirliği yaptığını düşündüğü İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın cezalandırılması gerekmektedir. Sonra ise Atatürk’ün partisi CHP kapatılacak, tüm mal varlığı ve örgütleri bu partiye aktarılacaktır. Nur’un yapacağı tasfiyeler bununla sınırla değildir. Atatürk döneminde onunla işbirliği yapmış herkesin tasfiyesi söz konusudur. Atatürk’e yakın gördüğü Şükrü Naili, Fahrettin, Sait ve İzzet Paşalar da tasfiye edilecektir. Bunlara ek olarak siyaseten Heyet-i Vekile üyeleri, Falih Rıfkı, Yakup Kadri, Reşit Galip, Kılıç Ali gibi Atatürk’ün çevresinde olan isimlerin tevkifi yapılacaktır.
    Nur bununla da kalmaz. Atatürk cezalandırıldıktan sonra ondan geriye kalanlar da ortadan kaldırılacaktır. Partisinin ilk yapılacaklar listesinde bir başka madde de Atatürk heykellerinin kaldırılmasıdır. Aynı zamanda bu heykelleri yapanlar da cezalandırılacaktır. Bunun yanında Nutuk toplatılacak ve yasaklanacaktır. Ayrıca Kemalizmi savunduğu tespit edilen herkes hapsedilecektir. Bir başka maddede Mustafa Kemal ve emsaline izafen konan şehir, sokak, köy isimleri değiştirilecektir. İstiklal Mahkemelerinin tüm kayıtları ve aldıkları kararlar yeniden gözden geçirilecektir. Rıza Nur, İzmir Suikasti davasına bakan tüm üyelerin idamını da savunmuştur.
    Bununla birlikte Rıza Nur sadece kendisiyle geçinemeyen, ya da Atatürk’e yakın olan herkes hakkında ırkçı olmaktadır. İsmet Paşa’ya Bitlisli Kürt, Rauf Orbay’a Abhaz, Falif Rıfkı’ya Çerkez diyerek aşağılamaktadır. Ancak Atatürk’e isyan eden Şeyh Sait’e iyi gözle bakmaktadır.
    Özel Yaşamındaki Ahlaksızlık ve Tutarsızlıklar
    Rıza Nur Atatürk hakkında ipe sapa gelmez pek çok iddia ortaya atarken, kendi özel yaşamı hiç de iyi değildir. Çocukluğunda ve Tıbbiye günlerinde cinsel tacize uğramıştır. Anılarında şöyle anlatır:
    “... Beni Nisi Köyü’nün üstünde fenerin yanında kuytu bir yere götürdüler. Çırak tüfenki birden kaptı. Hepsi birden üşüşüp kamalarıma aldılar... Sonra yaşlı adam tabancasını çekti ve bana ‘Çöz yoksa öldürürüm’ dedi... Derhal yerimden fırladım. Tabancaya bakmayıp herifin üstüne atıldım. Herif bana müthiş bir tokat attı. Gözlerimden şimşek çaktı... Yaşlı çırak da onunla beraber. Bu iki kişi ile bilmem ne kadar uğraştım.... Nihayet bayılıp yere yıkılmışım, ağzımdan köpükler fışkırmış, cansız kalmışım. Öldü zannedip bunlar da kaçmışlar. Gözümü açtığım vakit yanımda kimse yoktu. Kendime baktım. Bende hiçbir şey, hiçbir fena alamet yoktu... Kalktım gittim.”
    Benzer bir olay da Rüştiye günlerinde başına gelir:
    “...Bir gün beni evine kalmaya çağırdı. ... Uyumuşum. Bir aralık birden uyandım. Anladım ki karanlıkta biri yatağımdan donumu çekiyor ve kesiyor. Yataktan fırladım. Adam derhal kaçtı. Baktım donum kesilmiş. Artık uyuyamadım.”
    Bunların dışında Rıza Nur’un sapık yönleri de vardır. Rıza Nur, hatıralarında teyzesinin kızına tecavüz etmeye kalktığını da itiraf etmiştir. Rıza Nur’un hayatındaki çarpıklıklar bunlarla bitmemektedir. Nur yine hatıralarında 17 yaşında bir erkeğe aşık olduğunu da itiraf etmektedir. Hatta bir ara kadın olma isteği de duymuştur.
    Benzer çarpıklıklar evliliğinde de olacaktır. Karısı Rıza Nur’a hakaretler eden ahlaksız diye tabir ettiği birisidir. Aynı zamanda morfinmandır. Rıza Nur’u da aldatmaktadır.
    Bu yaşadıklarının etkisiyle Rıza Nur’da paranoyak ve kıskanç bir ruh hali belirmiştir. Sürekli kendisini över. Etrafındaki insanların kendisini çekemediğini ve zarar vermek istediğini düşünür. Öldürülme korkusu vardır.
    Rıza Nur’un Ruh Sağlığı Üzerine
    Rıza Nur üzerine inceleme yapan araştırmacı Turgut Özakman, Nur’un hatıralarını bir psikoloğa inceleterek, onun ruhsal bozukluklarını araştırmıştır. Hatıraları inceleyen Uzm. Dr. Hasan Behçet Tokol’ün izlenimleri şunlardır:
    “Mitomani (yalan söyleme), Fabulasyon (masal uydurma), fanteziler, megolamani, narsizm, paranoid reaksiyonlar... Hastanın affektif hayatında kin ve intikam, saldırganlık ve kızgınlık, iftira atma duygusu gittikçe artmış durumda... Bunların yanında, bu tür hastalarda görülen kandırma ve aldatmaya yeltenme, kurnazlık, oyalama ve acındırma gibi bazı hususular bu kişilik tablosuna eşlik etmektedir... Hastalığı hakkındaki teşhisim, çok kısa bir ifade ile şudur: Psikopatik bir zemin üzerinde panaroid reaksiyon. Yani çok ağır bir ruhsal bozukluk tablosu.”
    Rıza Nur Niçin Ön Plana Çıkartılıyor
    Böylesine bir psikolojik durumu olan ve söylediği hiçbir şeye güvenilmemesi gereken Rıza Nur niçin ciddiye alınmaktadır? Bunun cevabı Rıza Nur’u kimlerin savunduğunda gizli.
    Rıza Nur Türkiye’de ilk olarak Şeriatçılar tarafından keşfedilip ortaya çıkartılmıştır. Aslında Rıza Nur’un kendisi Şeriatçı da değildir. Hatta tüm siyasi yaşamı süresince İslamcılığın temsilcisi olan II. Abdülhamit’e karşı mücadele etmiştir. Saltanatın kaldırılması için Meclis’e önerge vermiştir. Hilafeti savunsa da İslamcılığa bulaşan birisi değildir. Mussolini’den etkilenmiş, Vatikan’ın İtalya’da oynadığı rolün benzerini, Hilafetle yapmaya çalışmıştır. Bu fikirsel ayrılıklara rağmen Rıza Nur Şeriatçılar tarafından ortaya sürülmektedir.
    Rıza Nur’un Atatürk hakkındaki iddiaları Şeriatçıların işine gelmektedir. Atatürk’e ve Milli Mücadele’ye düşman olan bu anlayış Rıza Nur’dan beslenmektedir.
    Turgut Özakman bu konuda Rıza Nur’un hatıralarını ilk olarak Şeriatçı bir yayınevi tarafından basılmasını örnek olarak vermektedir. Ayrıca bu hatıraların ilk olarak Atatürk’e hakaret eden kısımları seçilerek basılmıştır. Yayınevinin hatıraların hepsini basmak yerine sadece Atatürk’e hakaret içeren bölümleri basması bu durumu açıklamaktadır. Buna ek olarak yayınevi Rıza Nur’u II. Abdülhamit hakkındaki görüşlerinden ötürü nesnel davranmamakla eleştirmiştir. Ama aynı yayınevi II. Abdülhamit hakkında nesnel olamayan Nur’u, Atatürk ve Milli Mücadele hakkında nesnel bulmuş olacak ki, bu hatıraları basmıştır.
    Hatıraların üzerine atlayan sadece Türkiye’deki Atatürk ve Cumhuriyet karşıtları değil tabii ki. Benzer bir çabanın içine Yunan basını da girmiştir. Yunan basını Rıza Nur’un hatıralarına dayanarak Atatürk’e hakaretler içeren yayınlar yapmıştır. Atatürk karşıtlığı şeriatçıları ve Yunanlıları birleştirmiştir. Nasıl zamanında İtilafçıyken Rıza Nur’u, Türklere karşı Arnavutlarla ve Rumlarla birleştirdiyse.
    Resmi Tarihe Başkaldırı Demagojisi
    Bu hatıraların toplatılıp yasaklanmasından sonra, sansürlenerek yeniden basılmasında ise şeriatçı Abdurrahman Dilipak görev almıştır. Dilipak, hatıraları Atatürk’e hakaret zemininden çıkartarak, resmi tarih tartışması zeminine çekmektedir. Resmi tarih tezleri gerçek tarihin üstünü kapatmaktadır. “Biz... sadece gerçeği arıyoruz” diyor Dilipak.
    Tabii ki Dilipak ve benzerlerinin gerçeği aramak gibi bir dertleri yok. Sadece var olan gerçek onların hoşuna gitmiyor. Çünkü gerçek, vatana ihanet eden, kendi milletine karşı düşmanla işbirliği yapan bir saltanat tablosu ortaya çıkartıyor. Gerçek bu olunca Dilipak gibilere şeriatçı söylemlerini dile getirmeleri için gayrı-resmi bir tarih gerekiyor. İşte Rıza Nur’un tek işlevi de bu. Resmi tarihe karşı, yalana ve iftiraya dayalı bir gayrı-resmi tarih oluşturmak.
    Bu durumda Dilipakların sözleri basit bir demagojinin ötesine geçemiyor. Hayatı İngilizlere hizmet ile geçen, yaşantısı tutarsızlıklar ve ahlaksızlıklarla dolu, bir yaptığı diğerini tutmayan ve ruh hastası bir şahsın belgesiz iddialarından nasıl bir gerçek çıkacağı ortada. Sonuçta Rıza Nur gibilerinin yalanları ve iftiralarıyla gerçeğe ulaşmak mümkün olmuyor. Bu gibi insanların hatıraları da tarihe tanıklık değil, tarihi inkara yol açıyor.

    smail Bostancolu - Rza Nur ve Atatrk

    Zwischen den Freunden Nur und Mustafa Kemal Atatürk kam es zum Streit, als in Izmir Pläne für ein Attentat auf Atatürk auftauchten. Im Zuge der Verhandlungen wurden ehemalige Weggefährten, die sich von Atatürk getrennt und eine eigene Partei gegründet hatten, verurteilt und hingerichtet. Nur fand dieses Vorgehen gegen die Opposition und Angeklagten, die in seinen Augen unschuldig waren, nicht richtig. Er floh trotz seines Mandates im Parlament nach Frankreich und von dort nach Ägypten, wo er die Zeitschrift Türk Birlik publizierte.
    Als Atatürk 1938 starb, kehrte Nur in die Türkei zurück. Bis zu seinem Tod 1942 blieb Nur in Istanbul.
    Zu seinem bekanntesten Werk zählt Hayat ve Hatıratım (Mein Leben und meine Erinnerungen), in drei Bänden. Band I beschäftigt sich mit seiner eigenen Biographie, Band II mit Inönü und Band III mit Atatürk. Um strafrechtlicher Verfolgung zu entgehen übergab er sein Werk an das British Museum mit der Bedingung, dass es nicht vor 1960 veröffentlicht wird. Erst 1968 wird sein Werk vom Istanbuler Verlag Altindag (Altındağ Yayınları) durch Kadir Mısıroğlu herausgegeben, aber schon nach kurzer Zeit verboten, weshalb eine zweite Auflage des Gesamtwerkes 1982 in Frankfurt am Main erschien. Seit 1992 wird das Werk ungekürzt von Abdurrahman Dilipak, beim Verlag Isaret (İşaret Yayınları), in Istanbul, herausgegeben.

  9. #1079
    Avatar von Pasul

    Registriert seit
    05.03.2012
    Beiträge
    278
    Es ist kein Wunder .. Kemalisten a lá Zanli haben ihre ganz eigene Vorstellung vom Leben ..
    "Vergewaltigung Männlicher Chauvinismus in der türkischen Justiz Beamte, Lehrer und Soldaten haben in der Türkei eine 13-Jährige regelmäßig vergewaltigt. Möglicherweise muss keiner von ihnen hinter Gitter. "
    Vergewaltigung: Männlicher Chauvinismus in der türkischen Justiz | Gesellschaft | ZEIT ONLINE

  10. #1080

    Registriert seit
    08.07.2011
    Beiträge
    191
    Zitat Zitat von Axha Paqarriz Beitrag anzeigen
    HAHAHAHAH Verstand eingesetzt, ihr kranken glaubt das eine Schwuchtel aus Indien die Reinkarnation von Buddha und Jesus ist, lol.
    Salam,

    hast was gegen Schwule ?
    wieso benutzt du Die Sexuelle Veranlagung einige Menschen alls eine Beleidigung ?

    und nein wir glaube nicht das er die " Reinkarnation " von Buddha(as) und Jesus(as) ist -IN DEINEM HASS hast du das as für Jesus vergessen !! -

    wieso kommt ihr immer mit Beschimpfung und Hetzte ??

    Lehrt uns der Hl.Prophet(saw) das wir keine SCHMUTZIGE Sprache gebrauchen sollen??

    darüber hinaus sagte der Hl.Prophet(saw) :
    "Wer immer wie wir betet, unsere Gebetsrichtung (Qibla) einnimmt und das Fleisch unserer geschlachteten Tiere ißt, der ist der Muslim, dem der Schutz Allahs und Seines Gesandten gewährleistet wird. So handelt nicht verräterisch hinsichtlich Allahs Schutz. " (Sahih Bukhari)

Ähnliche Themen

  1. Abschiedspredigt des Propheten Muhammed (saws)
    Von AlbaMuslims im Forum Religion und Soziales
    Antworten: 10
    Letzter Beitrag: 08.04.2012, 01:43
  2. Prophet Muhammad (saws) - Ein paar Bilder
    Von AlbaMuslims im Forum Religion und Soziales
    Antworten: 5
    Letzter Beitrag: 29.03.2012, 11:02
  3. Jesus Christus (as) und Muhammad (saws)
    Von AlbaMuslims im Forum Religion und Soziales
    Antworten: 112
    Letzter Beitrag: 24.03.2012, 04:14